Kutsal Topraklarda Osmanlı Eserleri
20 Haziran 2024

Kutsal Topraklarda Osmanlı Eserleri

Müslüman olduktan sonra tarihte yepyeni bir sayfa açan Türk milleti, Büyük Selçuklular devrinden itibaren İslam âleminde söz sahibi bir millet hâline gelmiştir. Abbasîler devrinde idarî ve askerî bürokraside önemli görevler üstlenen Türkler, Haremeyn'e (Mübarek Mekke ve Medine şehirlerine) büyük bir ilgi ve hürmet göstermişlerdir.

Haremeyn Hizmetlerinin Başlaması

Osmanlı Devleti, mukaddes topraklar Osmanlı hâkimiyetine girmeden önce de Haremeyn'e hizmet etme arzusunu ortaya koymuştur. Asırlar boyunca Osmanlı'nın bölge siyaseti, 'hizmet götürme' düşüncesi üzerine bina edilmiş ve padişahlar kendilerini Hâdimü'l-Haremeyn olarak görmüşlerdir. Hicaz bölgesi Memlük idaresinde iken, Osmanlı sultanlarının ve halkının gönderdiği yardımlar, ecdadımızın mübarek beldelere karşı duyduğu muhabbeti ortaya koyar. Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed ve Sultan II. Murad dönemlerinde Surre Alayları ile hediyeler gönderilmiş ve gelir getiren araziler Haremeyn adına vakfedilmiştir. Fatih Sultan Mehmed'in, İstanbul'un fethinden elde edilen ganimetten bölgeye para aktarması, Hac yollarının güvenliği ve Hicaz'da yaşanan su sıkıntısının giderilmesi konusunda gösterdiği büyük gayret, Osmanlıların Haremeyn hizmetine verdikleri önemi gösterir.

Yavuz Sultan Selim, Suriye, Filistin ve Mısır'ı 1516-1517'de fethetmiş; ardından Hicaz bölgesi de Osmanlı topraklarına katılmış ve Hilafet Osmanlı hanedanına geçmiştir. Yavuz Sultan Selim adına hutbe okunmasıyla, Hicaz'da Osmanlı idaresinde yeni bir dönem fiilen başlamıştır. Bundan sonra Osmanlı Devleti bu mübarek beldenin bütün mesuliyetini üzerine almış; mesela Yavuz, Mısır'dan oğlu Şehzade Süleyman'a (Kanunî) gönderdiği mektupta: "Artık bir Hacının dahi başına gelebileceklerden biz mesulüz." diyerek örnek bir tavır sergilemiştir.

Güvenlik ve Hac Hizmetleri

Osmanlı Devleti, Mekke'deki otoritesini merkezden atadığı Şeyhü'l-Haremler vasıtasıyla sağlamıştır. Öte yandan mahallî otoriteyi ise Osmanlı sultanının muvafakatiyle göreve gelmiş Mekke Emiri olan Şerifler temsil etmişlerdir. Ayrıca Mekke'ye her mezhebi çok iyi bilen kadılar atanmıştır. Osmanlı'nın gelişmiş devlet düzeni bütün yönleriyle Mekke'de de kendini göstermiştir. Önceleri Mısır Beylerbeyliği üzerinden yürütülen malî ve idarî işler, 1840'tan itibaren müstakil Hicaz Eyaleti kurularak Mekke, eyaletin merkezi yapılmıştır. 1869'da şehirde Belediye Meclisi oluşturulmuş; sağlık ve temizlik işlerini yürüten ve denetleyen sağlam bir teşkilât yapısı kurulmuştur.

Hicaz'ın yönetimi Osmanlılara geçtikten sonra, Hac organizasyonu Osmanlı idaresinde yapılmaya başlanmıştır. Hacı adaylarının Mekke'ye güven içinde ulaşabilmeleri, Bedevî saldırılarından zarar görmemeleri ve Hac ibadetini huzurlu bir şekilde yapabilmeleri için kapsamlı tedbirler alınmıştır. Farklı istikametlerden gelen kafileler İstanbul, Şam, Kahire ve Yemen'de toplanmış; Hacıların yol, su, ulaşım ve konaklama ihtiyaçları dört asır İstanbul'dan sistematik bir şekilde koordine edilmiştir.

Mukaddes topraklarda huzur ve asayiş ortamının devamı için, büyük bir gayret gösterilmiştir. Mekke'yi dış tehditlerden korumak amacıyla, Yemen'e ve Mısır'ın güneyine doğru hâkimiyet sahası genişletilerek Kızıldeniz ve çevresi kontrol altına alınmıştır. Osmanlı hâkimiyetinde kaldığı dönem içinde Mekke'de, genel olarak sakin bir hayat hüküm sürmüştür. Hint Okyanusu'na donanma gönderebilmek, Uzakdoğu'da yaşayan Müslümanların Hicaz'a güvenli bir şekilde ulaşabilmelerini sağlamak amacıyla, Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayan bir kanal açılması için çalışmalar yapılmış; ancak bu önemli proje bazı sebeplerden tamamlanamamıştır.

Mekke'yi korumak için daha önce yaptırılan surlara ilâveten, Osmanlılar zamanında 1781-1783 yılları arasında Ecyad Kalesi yaptırılmıştır. Mescid-i Haram'a hâkim bir konumda yer alan kale, gelen bütün tepkilere rağmen 2001 yılında yıkılmıştır. Yine ecdadımız tarafından bedevilerin yoğun olduğu bölgelerde Fülfül (1801) ve Hind (1806) kaleleri inşa edilmiştir. Osmanlı tarihi bir mânâda, Hicaz'a hizmet tarihidir. Mukaddes beldelerin barındırdığı hatıralara, Ehl-i Beyt'e mensup insanlara muhabbet ve hürmet gösterilmiştir. Bunun bir tezahürü olarak Mekke'deki kalelere, Sultan Abdülaziz devrine kadar Osmanlı hâkimiyetinin alâmeti sayılan bayrak çekilmemiştir.

Hacıların Mekke'deki su ihtiyacı, Hac mevsiminde had safhaya ulaştığı için, Osmanlılar devrinde yeni su kaynakları sağlanmıştır. Vaktiyle Abbasî Halifesi Harun Reşid'in eşi Zübeyde Hanım tarafından yaptırılan su kanallarının tahrip olması üzerine, Kanunî Sultan Süleyman'ın hayırsever kızı Mihrişah Sultan'ın himmetiyle, Mekke'nin en önemli su kaynağı olan Ayn-ı Zübeyde'ye, 1524-1530 yılları arasında Ayn-ı Hanin kanalları eklenmiş ve Cebel-i Rahme'nin etrafına havuzlar inşa edilmiştir. Böylece Arafat ve Müzdelife bölgesi bol suya kavuşmuştur. Sultan II. Abdülhamid zamanında (1883) bu su kanallarının tamiratı yapılmıştır. Hâlihazırda Arafat'ta Allah Resûlü'nün (Sallallâhu aleyhi ve sellem) vakfeye durduğu Cebel-i Rahme'nin eteklerinde Osmanlı'dan yadigâr çeşmelerin izlerini görmek mümkündür.

Mekke'deki İktisadî ve İlmi Hayat

Hac mevsimi haricinde Mekke, fazla bir ticari hareketliliğe sahip olmadığı için, Osmanlı merkezî idaresi tarafından çeşitli tedbirler alınmış; doğrudan veya Mısır üzerinden gönderilen yardımlarla şehir halkı her yıl iktisadî açıdan desteklenmiştir. Surre Alayları ile gönderilen hediyeler, çeşitli vergiler ve Cidde gümrük gelirleriyle desteklenen bu yardımlar, vakıflar ve imarethaneler vasıtasıyla halka dağıtılmıştır.

Mısır'da, Eyyubiler ve Memlüklerden kalan vakıflar muhafaza edilmiş; ayrıca İstanbul'da, Anadolu'da, Suriye'de, Kıbrıs'ta ve Balkanlar'da Mekke için yeni vakıflar kurulmuştur. Bu vakıflar çeşitli vergilerden muaf tutulmuş ve vakıf hukukunun ihlâl edilmemesi için, hassasiyet gösterilmiştir. Padişahların, hanedan mensuplarının ve halkın ileri gelenlerinin öncülüğünde kurulan vakıflar sayesinde, Asr-ı Saadet'ten hatıralar taşıyan mübarek mekânlar korunmuş; hükümet konağı, kışla, karakol, postahane gibi idarî binaların yanında, çok sayıda mescit, medrese, tekke, zaviye, ribat, misafirhane, imarethane, gasilhane, darüşşifa, sıhhiye idaresi, hamam ve sebil inşa edilmiştir.

İslâm dünyasından Mekke'ye Hac mevsiminde gelen ulemanın toplanma merkezi tarih boyunca Mescid-i Haram olmuş ve burada ilim halkaları oluşmuştur. Ayrıca şehre yerleşen âlimlerin evleri de birer ilim merkezi hâline gelmiştir. Osmanlılar zamanında Mekke'de ilmî ve kültürel canlılığın sürdürülmesinde kütüphanelerin, medreselerin yanında, şehre dışarıdan gelenlerin misafir edildiği tekkeler, zaviyeler, dergâhlar ve ribatlar da büyük rol oynamıştır. Mevcut medreseler onarılıp ihtiyaçları giderildikten sonra yenileri yapılmıştır. Mekke'de, tasavvufî düşünceye de ev sahipliği yapan meşhur Osmanlı medreseleri arasında; Sultan III. Murad, Şehid Mehmed Paşa, Davud Paşa, Hasekiye, Sinan Paşa, Sokulu Mehmed Paşa ve Mahmudiye medreseleri sayılabilir. Osmanlı ülkesinde Tanzimat'la birlikte modern eğitim müesseselerinin açılmasına paralel olarak, Mekke'de de benzer eğitim kurumları açılmıştır.

Mescid-i Haram ve Kâbe Hizmetleri

Osmanlılar devrinde Haremeyn hizmeti devralındıktan sonra Mekke'de geniş çaplı imar faaliyetlerine başlanmıştır. Şehrin fizikî plânına özel bir önem verilmiş; Mescid-i Haram'ın ve Kâbe'nin görünümünü bozacak bir mimarî üsluptan özenle uzak durulmuştur. Bu çerçevede öncelikle Mescid-i Haram'ın minareleri, sütunları, revakları, kapıları, ahşap çatısı, tavaf alanının zemini, mezheplere ait makamlar yenilenmiş ve yüksekliği on iki metreyi bulan çok sanatlî bir minber yapılmıştır. Harem-i Şerif'in ahşap çatısı İstanbul ve Mısır'dan getirilen malzeme ile 1576'da çok kubbeli hâle getirilmiş; hüsn-ü hat örnekleriyle süslenen kapılara Mescid-i Haram'la ilgili âyetler işlenmiştir. Kanunî devrinde başlayan çalışmalar, Mimar Sinan'ın desteğiyle II. Selim (1566-1574) ve III. Murad zamanında (1574-1595) devam etmiştir. Altı minareli olarak plânlanan Sultanahmet Camii'nin inşasından evvel, bu büyük eserin bânisi Sultan I. Ahmed tarafından Mescid-i Haram'a yedinci minare yaptırılmıştır. Böylece Mekke ve Harem-i Şerif, mimarî açıdan yeni bir kimlik kazanmış ve göze hoş gelen bir estetiğe kavuşmuştur.

Sultan I. Ahmed devrinde (1612), Kâbe duvarlarının yıpranan kısımları onarılmış ve çatıda biriken suyun aktığı Altınoluk yenilenmiştir. 1629'da yaşanan şiddetli bir yağmurun sebep olduğu sel felâketi, Mescid-i Haram'da ciddi zararlara yol açmış; selin biriktirdiği çamurun baskısıyla Beytullah'ın bazı taşlarının yerinden oynadığı ve duvarlarının yıkılmak üzere olduğu görülmüştür. Sultan IV. Murad (1623-1640), Mısır valisi vasıtasıyla hâdiseyi haber alır almaz, derhal İstanbul'dan bir heyeti Mekke'ye göndermiş ve şehrin ileri gelenlerinin kanaatleri alınarak çalışmalara başlanmıştır. Büyük bir hassasiyet içerisinde sürdürülen bu tamirat sırasında en değerli malzeme kullanılmış ve temellerine kadar inilerek Kâbe-i Muazzama yeniden inşa edilmiştir. Yapının bütün duvarları, altın levhalarla kaplı kapısı, çatısı, tavanı destekleyen ahşap sütunları, içeriyi aydınlatan kandilleri ve som altınla kaplanan yağmur oluğu yenilenmiştir. Ayrıca şehrin, yılda bir iki defa yağan şiddetli yağmurlarla oluşan sellerden zarar görmemesi için tedbirler alınmıştır.

Bu geniş çaplı tamirattan sonra İstanbul'dan Kâbe'ye yeni bir örtü gönderilmiştir. Osmanlı devrinde Surre Alayları ile gönderilen hediyeler içerisinde en kıymetli olanları; hemen her yıl değiştirilen Kâbe örtüsü ve anahtarıdır. Kâbe örtüleri, siyah renkli ibrişim ve ipekten dokunmuştur. Eski örtünün bir kısmı parçalara ayrılarak Haremeyn halkına dağıtılmış, bir kısmı İslâm âleminin ileri gelenlerine hediye olarak gönderilmiştir. Geriye kalan kısmı ise İstanbul'a getirilip Eyüp Sultan Hazretleri'nin türbesinde bir süre halkın ziyaretine sunulmuş; daha sonra ulema, meşayih, sadat ve devlet ricâli tarafından tekbirlerle saraya getirilip, Hırka-ı Saadet Dairesi'nde saklanmıştır.

Osmanlı Devleti'nin, siyasî ve askerî açıdan gerilemeye başladığı dönemlerde de Haremeyn hizmetleri aksatılmadan sürdürülmüştür. Sultan IV. Mehmed (1648-1687) zamanında Mescid-i Haram'ın minareleri onarılmış, tavaf alanı (Metaf) genişletilerek zemine yontma taş döşenmiş; Safa ve Merve tepeleri arasına kandiller konulmuş; II. Mustafa devrinde (1695-1703) Hacerü'l-Esved mahfazası ile Kâbe'nin tavanını tutan üç ahşap direk ve merdiven yenilenmiş; III. Ahmed devrinde (1703-1730), metafın zemini yenilenmiş; I. Mahmud devrinde (1730-1754), mescide yeni avizeler ve şamdanlar gönderilmiş; I. Abdülhamid devrinde (1774-1789), Kâbe'nin, Makam-ı İbrahim'in ve Mescid-i Haram'a ait minarelerin bakımı yapılmış; Sultan Abdülm

Sizden Gelen Sorular / Yorumlar

İlk soruyu siz sormak istermisiniz?

Soru Sor / Yorum Yap

şifre

Çok Okunanlar

Kâbe'nin Örtüsü

Kâbe'nin Örtüsü

Kabede Bayram Namazı

Kabede Bayram Namazı

Hacerül-esved

Hacerül-esved

Popüler İçerikler

Editörün Seçtiği

İhram Nedir?

İhram Nedir?

İlginizi Çekebilir

Hac Yapmanın Hikmeti

Hac Yapmanın Hikmeti

Haber Bülteni

Popüler İçerik

Kabede Sabah Namazı

Kabede Sabah Namazı

Kabe ye Hizmet

Kabe ye Hizmet

Kabe İmamlarının Özellikleri

Kabe İmamlarının Özellikleri

Kabe Canlı Yayın Kabeyi Canlı Yayında İzleyin

Kabe Canlı Yayın Kabeyi Canlı Yayında İzleyin

Arafat Dağı ve Arafat Vakfesi

Arafat Dağı ve Arafat Vakfesi